15 Kasım 2010 Pazartesi

Tığ işi çanta 1982 yılında örmüştüm....

Ahşap bir sapa takarak
oluşturduğum çantanın dantel kısmını önce örmüştüm. İçine de ablamın diktiği keten
astarı hem de cepli olarak monte ettikten sonra çantam kullanıma hazır hale geldi.Gerçekten
çok güzel olmuş...

9 Kasım 2010 Salı

Beş Şişle Örülmüş Cüzdan --2009'da ördüm--

Metal aparattan ilmekler alarak örmeye başladığım bu cüzdanı beş şişle ördüm. Çok kullanışlı ve şık bir cüzdanım oldu.


V Yakalı Süeter bunu 1977'de örmüştüm

4 Kasım 2010 Perşembe

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun

25 Ekim 2010 Pazartesi

aercan@bursahakimiyet.com.tr


29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 87. yıldönümünde, Cumhuriyetin bir öğretmeni olarak “Cumhuriyetimizin temel değerlerinin yaşatılıyor hatta daha da sağlamlaştırılarak gelecek kuşaklara aktarılıyor olmasından” duyduğum mutluluğu, gönül rahatlığı ile söylemek isterdim.
 “Acaba gerçekten zor günler bizi bekliyor mu?” kuşkusunu duymadan elbette.
Çoğu zaman içimde umut filizleri oluşmaya başlasa da pek uzun sürmüyor nedense.
Son günlerde “okul”larla ilgili pek iç açıcı olmayan haberler yer alıyor basında.
Anayasa profesörlerinin, hukukla yaşamını geçirmiş insanların bile uzun uzun tartıştığı, henüz netleştiremediği konularda bırakın üniversite öğrencilerini, ilköğretim öğrencilerimizin bile bu kadar bilgili ve kararlı olması ayrıca düşündürüyor beni.
Okulların siyasetin içinde bu denli olması, bilgi edinme, irfan yuvası olması gereken yerlerin böyle bir durumda kalması gerçekten hem üzücü hem düşündürücü.
Şunu anlıyorum ki okullar; ilk önce, her şeyden önce öğrencilere, onların ana babalarına yasalara uygun davranmanın bizleri demokrasiye götüren en gerçek yol olduğunu anlatmalı.
Bireysel özgürlüklerimizin yasalarla sınırlandırılmış olması aslında, bizim güvencemiz olduğu bilinci oluşturulmalı.
Yine de bunun hiçbir şey yapılamaz anlamı taşımadığını, sorunlarımıza siyasilerin mutlaka bir çözüm getireceği inancının korunması gerektiği anlatılmalı.
Siyasilerimiz de bu güvene layık olmaya çalışmalı.
Fikir, düşünce ayrılıklarının olmasının doğal olduğunu, dünyaya bakışın, yaşam tarzlarının farklı olmasının “beş parmağın beşi bir mi” sözüyle zaten toplumumuzda yerinin olduğunu; “gelin canlar bir olalım” anlayışıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin içinde “bir” olduğumuzu unutmamak gerektiğini evde ana babalar, okulda biz öğretmenler anlatmalıyız çocuklarımıza.
“Görüşlerine katılmasak da saygı duymayı” öğrenmeli, öğretmeliyiz.
Geleceğe daha güzel, daha umut dolu bakabilmeyi, kendimizi, ailemizi, ülkemizi kalkınmış, refah düzeyi gelişmiş bir hale getirmeyi amaç edinmeli çocuklarımız.
Mustafa Kemal Atatürk ve onun değerli yol arkadaşlarının bize emanet ettiği ülkemizi her şeye rağmen korumanın ve daha da ileriye taşımanın birinci görevimiz olduğunu hep anımsamamız gerektiğini anlamalı, anlatmalıyız.
100. yıla doğru giderken bu sıkıntılar bir an önce son bulsun,
“Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun,
  Olursa bir şikayet ölümden olsun”
  Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun….


         



Orjinal Kaynak: http://www.bursahakimiyet.com.tr/29-Ekim-Cumhuriyet-Bayram%c4%b1-kutlu-olsun.aspx?mid=7012#ixzz14Li0HuYA

Öğrenci niçin kopya çeker?

18 Ekim 2010 Pazartesi

aercan@bursahakimiyet.com.tr


Öğrenci niçin kopya çeker? Kopya çekme alışkanlığı, günümüzde okullarda yaşanan ve titizlikle üzerinde durup mücadele edilmesi gereken bir durumdur .
Geçen yıllardaki yazılarımda, okulda başarılı olmanın “sırrı” olarak derslere yönelik bilgilerin ”öğrenme” yöntemiyle gerçekleşmesi gerektiğine değinmiş, bunun için ilk önce sınıfta öğretmenin anlattıklarını etkin dinlemek, not almak, anlamadıklarımızı, öğretmene sorup öğrenmek gerektiğini söylemiştim.
Öğrenmenin diğer ve en önemli yolu da öğretmenin verdiği ödevleri mutlaka kendimiz yapmalıyız, yapamadıklarımızı anlamaya çalışmalıyız, demiştim.
Bunlar, akademik bilgilerin “öğrenilmesi” için yapılması gerekenler.
Peki “öğrenme” gerçekleşmediği zaman ne olur?
Öğrenci, sınıfta öğrenemeyince evde ödevlerini yaparken de zorluk yaşayacak, böylece o haftanın konularını, sonra diğer haftalardaki, aylardaki konuları öğrenemeden geçecek, bunlar birikecek, içinden çıkılmaz bir hal alacak.
Gerek öğretmenin tutumundan gerekse evde yardım edenlerin yanlış yönlendirmelerinden kaynaklanan, günlük yaşam içindeki bilgiler için bile yanlış bir yöntem olan “ezberleme” yoluna gidecek.
Ezberleme, öğrenme etkinliği içinde yeri olmaması gereken bir yoldur.
Öğretmenler de ezbere yönelik anlatımlardan, sınav sorularından artık vazgeçmeli, sınavda öğrencilerin “öğrenip öğrenmediklerini” ölçmelidirler.
Bu durumda, öğrenci, sınavlarda başarılı olmak için artık en kolay yol olan “kopya çekme” ye başlayacaktır.
Sınav esnasında öğretmenlerin olası kopya olaylarını engellemek amacıyla önlemler almak için nasıl çabaladıklarını bilirim.
Bu titizliği göstermeyen, belki önemsemeyen bir öğretmenin sınavında elde ettiği “kolay başarıyı” sürdürme çabasında olan öğrencinin bunu alışkanlık haline getirdiği bir gerçektir.
Kopya çekme eylemi içinde olan öğrenciye yönelik öğretmenin tutumu ya cesaretlendirici ya da bunun yanlış olduğunu anlamasını sağlayıcı olabiliyor.
“Canım, herkes öğrenciliğinde yapar bunu, abartmaya ne gerek var!” dememeli, olabildiğince “abartılmalı” dır.
Peki bunun önemli bir sorun olduğunu gören, öğrenciyi bu tür davranışlardan uzaklaştırma çabası içinde olan öğretmene kimler destek vermeli?
l Öncelikle anne baba bu durumda tamamen öğretmenin yanında olmalı.
l Böyle olması için yönetim velilere yönelik seminerler düzenlemeli.
l Okuldaki tüm öğretmenler, bu konuda aynı bakış açısına sahip olmalı, aynı tepkiyi vermeli, tutum birliği içinde olmalı. 
l Okul idaresi, “aman duyulmasın” anlayışından kendini kurtarmalıdır.
“Yönetmelik, aynı suçtan iki ceza vermiyor” demeden bu sorunun çözülmesine yönelik çareler, çözümler üretmeli, tamamen öğretmene destek olmalı, birlikte o öğrencide, o sınıfta, okulda bunun “yok olması” için gerekirse uzmanlarla birlikte çalışmalıdır.




Orjinal Kaynak: http://www.bursahakimiyet.com.tr/%c3%96%c4%9frenci-ni%c3%a7in-kopya-%c3%a7eker-.aspx?mid=6949#ixzz14Lh41YcQ