12 Aralık 2011 Pazartesi

Nereden çıktı şu bitişik eğik yazı?!!!...


Nereden çıktı şu bitişik eğik yazı?!!!...


12 Aralık 2011 Pazartesi
aercan@bursahakimiyet.com.tr

Nereden çıktı şu bitişik eğik yazı?!!!... Geçenlerde veli dostlarımdan birinin yana yakıla anlattığı, onun gündemini oluşturan konu:
İlköğretim dördüncü sınıfa giden oğlunun yazısının “çok kötü, okunması olanaksız, kargacık burgacık” oluşuydu.
Bu yüzden çocuk, öğretmeni tarafından her gün uyarılıyor, cezalandırılıyor, ödüllendiriliyordu; ama bir türlü yazısını düzeltemiyordu.
Veli, çocuğunu suçlarken çoğu zaman da birinci, ikinci sınıfta bu konuda yeterli ilgiyi göstermeyen öğretmeni suçluyordu.
Hatta bu kadarla yetinmeyip bitişik eğik yazıyı zorunlu hale getiren MEB’i de suçluyor, “Avrupalılar bunu kullanıyor diye biz de kullanmak zorunda mıyız?” diye ekliyordu.
“Bitişik olmayan harflerin nesi varmış, çocuk onu daha güzel yazarmış,
Bitişik eğik el yazısını yazarken elini hiç kaldırmadığı için eli yoruluyormuş, bu yüzden harflerin özelliklerini vermeden karalarcasına yazıveriyormuş.”
“Bunu bir yenilikmiş gibi getirmişler, halbuki seksen sene önceki yıllarda bile kullanılıyormuş.”
“Tam da onun çocuğu okula başladığı yıl zorunlu olmuş…”
Velimizin bir solukta içini boşaltmasından sonra, ona pek çok konuda haklı olduğunu söyledim.
Yine de bu konuda, uzun yıllar ilköğretim birinci kademe öğrencileri üzerinde yapılan “Araştırmalara göre bitişik eğik yazı, sürekli ve hızlı yazılmaktadır. Dik temel yazıda her harften sonra durulduğu için yazı yazma süreci sık sık kesilmekte ve yavaşlamaktadır.
Bu durum düşünme sürecini de etkilemektedir. Oysa bitişik eğik yazıdaki süreklilik ve hız, düşüncenin sürekliliği ve hızı ile birleşmekte ve birbirinin gelişimini desteklemektedir.”
“Bitişik eğik yazı; öğrencinin yazı yazarken harflere, harf bağlantılarına ve ayrıntılara dikkat etmesini zorunlu kılmaktadır. Bu durum öğrencinin dikkatini önemli oranda geliştirici olmaktadır. Sadece yazma sürecinde değil okuma sürecinde de öğrencinin dikkatli olmasını getirmektedir” diye açıklık getiriyor bu konuya Prof. Dr. F. Güneş.
Elbette yıllarını, dünyanın bu konuda yaptığı araştırmaları ve makaleleri incelemekle geçirmiş bilim insanlarının tezlerine katılmamak mümkün değildir.
Ben yine de genel doğruların her çocuk için geçerli olmayacağını,
Yaşadıkları coğrafi koşullardan, toplumsal ve sosyal farklılıklardan kaynaklanan
Her çocuğun kas, zihin gelişimi, kavrama farklılıkları taşıdığını,
Evrenseli, yerel halkın özelliklerine adapte edecek araştırmaların da bilim insanlarınca yapılmasının daha akla yatkın olacağı kanaatini taşıyanlardanım.
“Milli” Eğitim’in de ondan sonra uygulaması gerektiğini düşünüyor,
Bu konuyu da tamamen reddetmesem de olduğu gibi kabullenemiyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder